Yazının Kaynağı Neresidir?

İlk Metin Gılgamış Destanı mı?

Günümüzde Güney Afrika olarak adlandırılan bölgenin güney sahilinde yer alan Blombos Mağaraları’nda bulunmuş dikdörtgen şekilli bir toprak tabletin üzerinde çok düzenli eşkenar dörtgen ve üçgen şekiller var. Tablet 77.000 yıllık. Bu geometrik şekillerin simgesel bir anlamı var mı? Hatta herhangi bir anlamları var mı? Bu şekiller karşımıza yadsınamaz bir gerçeği çıkarmakta. Modern insanlığın habercisi sayılabilecek birileri, amaçlı olarak bir zemin üzerine bazı izler kazıdı. Henüz sözcük işlemcilere ve metinsel dijital iletilere çok uzun bir yol varken bir tür adım atılmış oldu.

Yazı Öncesi Neler Vardı?

İnsanlığın evriminde 45.000 ile 35.000 yıl kadar öncesine Üst Paleolitik Devrim ya da daha çarpıcı adıyla “Yaratıcılığın Patlak Vermesi” denmektedir. Olta uçlarından düğme ve iğnelere kadar daha pek çok karmaşık alet tasarlandı. Dahası bunlar süslendi, hem de yalnızca çizgi ve beneklerden oluşan şekillerle de değil. Üzerinde dağ keçisi figürü olan bir lamba, bizon şeklinde bir mızrak ucu. Ayrıca ilk anda hiçbir kullanımı olmadığı düşünülecek heykelcikler de bulunmakta; çömelmiş, tıknaz kadın figürleri. Sapanı icat etmişken şarkıya, oku icat etmişken öyküye sahip olmamak olanaklı mı?

Lascaux, Altamira ve Chavette’te yer alan, yaklaşık 18.000 yıl önce çizilmiş mağara resimlerine baktığımızda, bu resimleri yorumlamaya çalışmamak neredeyse olanaksız. Bu çizimler başarılı avların mı yoksa hayal edilen arzular ve umutların kayıtları mı? Anlatılmak istenen “Dün bir bizon öldürdük” mü, yoksa “Bir varmış bir yokmuş, bir bizon varmış” mı? Hayvan figürlerinin üstündeki zigzaglar, düz çizgiler ve kavisli çizgiler ne anlama gelmekte? Kimi zaman karşımıza, akla hayale gelmeyecek kadar eski bir zamana ait, boyayla ana hatları çizilmiş bir el izi çıkmakta, yorumlayamadığımız bir eserin üzerindeki bir imza gibi.

Yazının kaynağı neresidir? İlk kültürlerin tümünde yazıyı icat eden kutsal bir varlıktan bahsedilir: Asurlular’da Nabu, Mısır’da Thoth, Japonya’da Tenjin, İrlanda’da Oghma, Yunanistan’da Hermes. Ancak gerçek açıklama bu kadar da şatafatlı olmayabilir: Mezopotamya’daki muhasebeciler. Kaba, çivi ucu şekilli çivi yazısı biçimindeki ilk yazılı belgelerin tamamı ticari anlaşma, depo ve envanter kayıtlarıdır. El yazısından ve büyük harflerden, gotik karakterlerden ve süslü yazılardan, hiyerogliflerden ve grafik karakterlerden çok daha önce çeteleler vardı.

ilk_tabletler_gilgamis_tabletleri

İlk Yazarlar Kimlerdir?

Fakat İsa’dan önce ikinci bin yılın ilk birkaç yüzyılına gelindiğinde yazın dediğimiz şeyin başladığını, kaydedilmeye başladığını ve yayılmaya başladığını biliyoruz. Gılgamış Destanı’nın dört bin yıl aradan sonra yeniden gün yüzüne çıkması ancak 1872’de gerçekleşebildi. Eski Ninova’daki kazılar, Austen Henry Layard liderliğinde 1839’da gerçekleştirilmişti. Yaklaşık 25.000 kırık kil tablet İngiltere Müzesi’ne gönderildi ve büyük bir hevesle çivi yazısını deşifre etmek gibi büyük uğraş isteyen göreve başlandı. Ninova yazıtları eksikti ve İ.Ö. yedinci yüzyıla, yani Asur Kralı Asurbanipal’ın ordularına Babil, Uruk ve Nippur kentlerinin antik çağa ait bilgilerini arama emrini verdiği yıllara aitti. Bu savaş ganimetleri daha sonra özgün Sümer metinlerinden Âkad diline çevrilmişti.

Zaman içinde, eldeki şiire Nippur ve Uruk’ta keşfedilen daha eski versiyonlar ile Anadolu’daki Boğazköy ve İsrail’deki Megiddo’dan elde edilen kopyalar da eklendi. Yavaş yavaş Hitit, Sümer, Akad, Urartu ve eski Babil dillerinden Gılgamış Destanı’nın eksiksiz denebilecek bir versiyonu oluşturuldu.

Destanı ilk yazan kimdi? Bilmiyoruz. Destan daha geniş bir mitler ve efsaneler döngüsünün bir parçası mıydı? Büyük olasılıkla, hatta çok büyük olasılıkla öyle. Belki de daha arkeolojik araştırmalar yapılması sonucunda buna bir yanıt bulabileceğiz. Son olarak destan neyi konu almakta?

Gılgamış Destanı

Gılgamış kudretli bir Uruk kralıdır. Tanrılar, onun Enkidu adında bir dengini yaratırlar: hayvanlar arasında büyümüş ve uygarlığa sırf cinsel dürtülerden ötürü katılmış vahşi bir adam. Bu ikisi çok sıkı dost olurlar ve birlikte ormana giderler. Orada, sedir ağaçlarının muhafızlığını yapan dehşetli dev Humbaba’yı öldürürler. Bu, tanrıça İştar’ı çok sinirlendirir. Tanrıça ikisini yenmesi için göklerden bir boğa gönderir. Boğayı öldürüp kurban ederler ve İştar da Gılgamış’a zarar vermenin tek yolunun Enkidu’yu öldürmek olduğuna karar verir. Aklı başından giden Gılgamış sonsuz yaşamı aramak için Yeraltı Dünyası’na bir yolculuk yapar ve sonuçta dünyanın en ucundaki Utnapiştim ile karşılaşır. Utnapiştim, Tufan’dan kurtulabilecek kadar erdemli olan tek insanoğludur ve Gılgamış’ı bir saflık törenine katılmaya zorladıktan sonra ona “Yaşlılar Bir Kez Daha Genç” adında bir çiçeği gösterir. Çiçek, Gılgamış’ın elinden kurtulur ve Gılgamış ölür.

Destanın temaları, kayda geçirilmiş olan yazınsal eser boyunca vurgulanır. Gılgamış ölümlülükle boğuşur, adını ünlülerin adlarının olduğu yere yazdıracağını ilan eder. Ölüm kaçınılmaz ve kavranılmaz bir olgudur. Dev Humbaba bile acıklı bir sahnede yaşamının bağışlanması için yalvarır. Dualar, mersiyeler, düşler ve kehanetler maceraların aralarına serpiştirilmiştir. İnanılmaz mahluklar gerçek erkek ve kadınlarla yan yanadır. Gılgamış Destanı’nın, farklı biçemlerin ve türlerin izlerini taşıması, onun öncesinde bugün bilinmeyen versiyonların da bulunduğunun işaretçisidir.

İlk yazarların tümü de adsız kişilerdir. Efsanevi bir ad, bir Orpheus ya da bir Taliessin varsayımsal bir kökeni, kültürümüzün başlangıcının adsızlığını sarmalayacak bir miti işaret eder. Her ne kadar adsızlık bugün de kullanılsa da, bu ister araştırmacı ister pornografik kökenli olsun, yazarı ele verecek her şeyi gizlemeye yönelik bir hiledir. Bir tercih meselesidir, oysa nesiller boyunca yazarlar öylesine kesin bir biçimde yok oldu ki onlardan geriye ne bir satır ne bir unvan ne de bir ad kaldı. Bu adeta onların kaçınılmaz kaderi. Yazılarını yazabilir, mücadele edebilir, düzeltmeler yapabilir, yenileyebilirler; fakat kolayca yok edilebilecek kâğıtları parçalanır ve bütün çabaları da sonuçta silinip gider. Bu kitap, arkalarında hiçbir iz bırakmayanlar için bir sunak. Çünkü sonuçta biz de onların izinden gideceğiz.