Su içmek insanı şişmanlatır mı?

Young woman walking over bridge and drinking bottle of water after jogging

İnsan vücudu her hangi bir şekilde güç harcayacağı zaman önce yakıt tankından (karaciğer) yakıtı (glikojen) alıp makinelere (kaslar) yollaması gerekir. Glikojen bol miktarda karbonhidrat ihtiva eden bir yakıt olarak düşünülebilir. Bu yakıtın etrafında en azından üç-dört misli su vardır.

Aslında insan vücudunun çoğunluğu sudur. Bu oran yüzde 70 olarak verilir ama kişiye göre de fark eder. Yağsız bir erkek vücudunun ağırlığının yüzde 70’i su iken, vücudundaki yağ miktarı çok daha fazla olan kadında bu oran yüzde 50’lere düşer. Vücudumuzun çok sert ve katı görünümlü tırnak gibi kısımlarında bile yüzde 25 oranında su vardır.

Vücudumuz ve içinde bulunan su miktarı hakkında bir fikir verebilmek için bazı organlarımızdaki suyun oranını belirtelim: Salya ve sümükte yüzde 95,5, kanda yüzde 90,7, böbreklerde yüzde 82,7, akciğerlerde yüzde 80, beyinde yüzde 80, dalakta yüzde 75,5, kaslarda yüzde 73, karaciğerde yüzde 71,5, kıkırdaklarda yüzde 55, kemiklerde yüzde 13, dişlerde yüzde 10.

İnsanın günlük su gereksinimi ve harcaması kişinin vücut yapısına, nerede yaşadığına ve ne yaptığına bağlıdır. Ilıman bir iklimde yaşayan 75 kilo ağırlığında, ortalama hareketli bir insanın vücudunun günlük su dengesi şöyledir:

– Günlük su girişi : yiyecekler (1,0 litre), içecekler (1,2 litre), metabolizmanın oluşturduğu (0,35 litre), toplam = (2,55 litre)

– Günlük su çıkışı : idrar (1,25 litre), terlemeyle (0,95 litre),

-Nefes alıp verme yoluyla (0,35 litre), toplam = (2,55 litre)

Çalışmalar açlık ve susama hislerinin beraberce uyarıldığını gösteriyor. Çok az bir susuzluk olduğunda susama mekanizmasının ikazları ile acıkma ikazları karıştırılabiliyor. Kişi aslında susamışken bu duygusunu bir şeyler yiyerek tatmin etmeye çalışıyor veya tersine bol su içip, midesini suyla doldurup açlık bastırılıyor, bu arada az yemek yenildiğinden kilo veriliyor, zayıflanıyor veya öyle sanılıyor.

Ortalama bir insan vücudunda otuz-kırk milyar yağ hücresi vardır. Ortalama erkeklerde yağ oranı yüzde 18 iken kadınlarda yüzde 25’dir. Vücudumuzun ihtiyacı olsun olmasın tüm ekstra kaloriler vücutta yağ olarak depolanır. Eğer atalanmız gibi, tabiat içinde koşturup duran, hayatını avcılıkla sürdüren canlılar olsaydık, bu yağlar ilerde kullanılabilecek önemli bir rezerv olabilirdi. Ne var ki günümüzde insanın vücudunda yağ depolaması yaşamı için gerekli olmadığı gibi, tam tersine sağlığı için çok ciddi bir tehlike teşkil ediyor.

Her sabah banyoda aynı tartı ile tartılanlar farklı sonuçları-gördükçe aldanır. Normal yapıdaki insanlarda günlük veya kısa süreli vücut ağırlık oynamaları genellikle yağlardan değil, vücut sıvısının kaybı veya kazancından oluşur. Hücrelerin etrafını saran sıvıdan 2-2,5 kilogram alınıp, verilmesi doğaldır.

Vücuttaki hücrelerin içinde ve dışında olan su miktarı böbrekler ve hormonlar tarafından ayarlanır. Vücudun su toplamasının ana sebebi hemen hemen tüm gıdalarda ama en fazla tuzda bulunan sodyumdur. Sonuç olarak vücudun kilo alması, vücudun yağ biriktirmesi ile su toplamasının birleşimidir denilebilir. Kilo alırken de, verirken de önce su sonra yağ sırası takip edilir.

Diyet veya spor yaparak kısa sürede bir kaç kilo verenlerin, yine kısa sürede geri aldıklarından şikâyetçi oldukları kilolar genellikle sudur. Bu nedenle vücuttaki suyu azaltarak insanların vücut ağırlıklarını da süratle ve geçici olarak azaltmak mümkündür. Günümüzde ortalarda dolaşan zayıflama programlarının çoğu vücuttaki su miktarını kaybettirerek yapılan zayıflamaya dayanır. Diyetin, sporun veya bir jimnastik aletinin uygulanmasının sonucu olarak kısa sürede birkaç kilo vermeyle gurur duyanlar, kısa bir süre sonra ilk kilolarına geri döndüklerinde hayal kırıklığına uğrarlar.

Kilo vermek amacıyla tüm enerji girişleri kapatılınca vücut, depolarındaki karbonhidratlar ve kaslardaki proteinleri parçalayarak yemeye çalışır. Karbonhidratların da, proteinlerin de hücrelerinde bol miktarda su bulunduğundan bunların vücutta harcanmaları vücut suyunun da harcanması anlamına gelir. Bir başka deyişle vücutta çok kısa sürede oluşan ani ağırlık kayıplarının dörtte üçü sudur.

Enerji sistemleri tekrar dengeye geldiklerinde vücuttaki karbonhidrat ve proteinler eksik su miktarını tekrar yerine koymaya uğraşırlar. Yani içilen sular tekrar hücrelere verilir. Sonuçta vücut ağırlığı tekrar bir miktar artmış olur.

Özetlersek, tartı aleti üzerinde kilo verdiğimizi gördüğümüz zaman bu sadece yağ kaybından kaynaklanmaz. Aktif doku olarak kalori yakan kaslardan ve hücrelerden kaybedilenler ise sevinilecek şeyler değillerdir. “Su içsem yarıyor” diyenlerin söyledikleri işte bu kaybedilen su miktarının telafi edildiği kısa süre için doğrudur, yoksa uzun vadede gerçek kilo alıp vermelerde önemli olan yağlardır.