Niçin bazı şeyleri unutuyoruz?

??????????????????

Komşunun arabasının plaka numarası veya uzak bir akrabanın doğum günü tarihi hep aklımızdayken, annenizin telefon numarasını ya da çok iyi tanıdığınızdan emin olduğunuz bir kişinin ismini bir türlü hatırlayamadığınız oluyor mu hiç? Dert etmeyin. Bu bir hastalık belirtisi değil insan beyninin gösterdiği normal bir davranış biçimidir.

İnsan yaşamı süresince sayısız şeylerden etkilenir. Duyulanların, görülenlerin, hissedilenlerin kısaca duyu organlarından gelenlerin tümü sonunda beyine gider. Ne var ki, beyinin depolama kapasitesinin de bir sınırı vardır. Kendisine gönderilen bilgilerin bir kısmını, kısa bir süre saklayabilir ve sonra unuturken bir kısmını da kalıcı olarak depolar ve yıllar sonra bile hatırlayabilir.

Unutma, insan beyninin hâlâ tam çözülememiş karmaşık hatta biraz da gizemli bir işlevidir. Bir şarkının sözlerinin akla gelmemesi ile bir eşyanın saklanmış olduğu yerin bir türlü bulunamaması, evden çıkıldığında ütünün fişten çekilip çekilmediğinin hatırlanamaması ile bir dostun isminin unutulması aynı şey değildir. Teybin bandındaki kayıtların silinmesi başka şeydir, kayıtlar yerinde durduğu halde, teypten kaynaklanan bir sorundan dolayı bu kayıtlan dinleyememek başka. Belki de insanlarda unutma diye bir şey yoktur da tüm sıkıntı durdukları yerde duran bilgilere erişimde karşılaşılan sorunlardır.

İnsan beyninde hafıza ve kayıt mekanizması,

(1) duyusal veya çok kısa süreli hafıza,

(2) kısa süreli hafıza,

(3) uzun süreli hafıza olmak üzere üç kademede çalışıyor.

Birinci kademedeki çok kısa süreli hafızada duyu organlarından beyine elektrik akımı olarak gelen uyarılar burada yirmi saniye süreyle dolanıp dururken bu süre içinde eski bilgilerle bir benzerlikleri bulunup ilişkileri saptanabilirse onların yanma alınıp, daha uzun süreli saklanabiliyor.

Birinci kademede yirmi saniye süreyle, elektrik akımı sinyalleri olarak dolaşan uyarıların eski bilgilerle karşılaştırılmaları, elektrik karakteristiklerini, yani dalgaboyu, frekans gibi özelliklerini karşılaştırmak suretiyle oluyor. Dışarıdan gelen sinyallerin karakteristikleri mevcutlarınkiyle çakışınca rezonansa geliyor, güçleniyor, böylece kendilerine tutunacak bir dal bulabiliyorlar. Birinci kademede sinyallerin dolaşım süresi olarak verilen yirmi saniye aslında maksimum süredir, yoksa gözle resim olarak algılananlar bir saniye, işitme duyumuzdan ses olarak gelenler en fazla dört saniye içinde değerlendiriliyor.

Serum takmanın hastalara ne faydası var?

İlk yirmi saniyeden sonra atılıp ortadan kaldırılmadan ikinci kademe olan kısa süreli hafızaya geçebilenlerin artık buradan çıkartılmaları çok güçtür. Bu barajı aşanlar, hatırda kalması istenen ciddi konular olabileceği gibi bilinçsizce gerçekleştirilen alakasız ayrıntılar da olabilirler.

Kısa süreli hafızaya gelebilen bilgilerin buradan uzun süreli hafızaya geçebilmeleri için yirmi dakikaları vardır. Bu süre içinde üçüncü kademeye geçemeyenler de unutulmaya mahkumdur. Üçüncü kademede uzun süreli hafızaya yapılan kayıtlar evvelkiler gibi elektriksel değil kimyasaldır; yani bir bilginin beyinde kesin kaydının yapılabilmesi için hücrelerinde bir takım kimyasal olayların gerçekleşmesi gerekir.

İnanmak gerçekten güç ama bedenimizi oluşturan milyarlarca hücrenin her birinin, tek tek kendi hafızaları vardır. Bilgiler hücrenin çekirdeğinde kayıtlı bulunur, hücre yeni bir olayla karşılaştığında çekirdeğindeki kayıtlara başvurur, ne yapacağına oradaki bilgilere göre karar verir.

Normal bir vücut hücresi ile beyin hücresi arasında iki temel fark vardır. Normal hücreler çekirdeklerinde genetik olarak kodlanmış bilgilerle sadece kendileri ile ilgili görevleri yerine getirir. Bölünmeyen, çoğalmayan, gelişmeyen, vücudun çalışması ile ilgili başka hiç bir olaya katılmayan beyin hücreleri ise tamamen farklı bir davranış içindedir. Kendilerine uzak hücrelerden gelen uyarılara hassastırlar. Bu gelenlerden kendi çekirdeklerindeki bilgilerle uyum sağlayanları alıp hafızalarına katarlar. Her yeni kayıt ilerde gelecek bilgiler için de yeni bir bağlantı noktası oluşturduğundan hafıza ağı katlanarak gelişir.

İnsan beyni bir çeşit koruma içgüdüsüyle, hafızanın ilk kademesi olan çok kısa süreli hafızayı meşgul etmemeye, boş tutmaya, yani yeni uyarılara mümkün olduğunca açık tutmaya çalışır. Beyine gelen yoğun bilgi bombardımanının içinden ne kadarı beyinde işlem görmeden anında cevaplandırılırsa o kadarı kârdır. Daha önceden beyine kaydedilmiş uyanların benzerleri geldiğinde vücudun tekrardan beyine başvurmadan otomatik reaksiyon göstermesine “refleks” deniliyor. Böylelikle otomobil kullanırken yanımızdaki ile konuşma gibi iki işi birden aynı zamanda yapabilmemiz mümkün oluyor.

Sonuç olarak unutma olayının nedenleri,

(1) uyarıların daha en başta çok kısa süreli hafızada elenmeleri,

(2) kısa süreli hafızaya geçebilenlerin bir kısmı için kimyasal olarak protein üretimi gerçekleşmediğinden bunların uzun süreli hafızaya geçirilerek kesin kayıtlarının yapılamaması,

(3) üçüncü kademeye geçip kesin kaydı yapılmış bilgilerin arandıklarında yerlerinin bulunamaması olarak özetlenebilir. Bu üçüncüsü genellikle beyin hücreleri arasında iletişimi sağlayan sinirsel bağlardaki sorunlardan kaynaklanır.

Unutulmamalıdır ki, unutmak başka şeydir, hatırlayamamak başka. Unutulan bir şey bir daha hatırlanamaz ama unutulmayanlar, kayıtları tamam ve sağlıklıysa, biyolojik, psikolojik veya başka bir sorundan dolayı bir an için hatırlanamasalar da sonra mutlaka akla gelirler.

 Enerji içeceği gerçekten enerji verir mi?