Nazar, Muska nedir

       İnsan iyi -kötü güçlerle, cin-perilerle ve bu güçleri, varlıkları kullanabilecek kahin, büyücü, cincilerle dolu bir ortamda yaşadığında, buna karşı tedbirlerini de almak zorundadır. Antropolog ve folklorcuların “amulet” adını verdiği nesneler zararlı etki ve tehlikeleri uzaklaştırmak için kullanılır. En yaygın amuletler el (Fatma Ana Eli çok yaygın, güçlü bir motiftir) ve göz biçiminde olanlardır; Türkçede özellikle kem göze -nazara – karşı kullanılanlara nazarlık denmektedir. Taşıyıcısına iyilik ve talih açıklığı getirenlere ise uğurluk denir. Nazarlık ve uğurluklar pasif büyü alanına girmektedir. Doğa olaylarını etkileyerek kendi amaçları için kullanmayı hedefleyen büyüye de aktif büyü denir. Kurban ve adak da aynı genel kategori içinde, yüce güçleri isteğinin olması veya olmaması için ikna etmek üzere başvurulan bir yöntemdir.

       Bu inanışlar bütünü doğal olaylardan, hayvan ve insanların davranışlarından anlam çıkarmakla başlar. Örneğin kulağı çınlamak Plinius’tan (İS 23-79) beri anlam yüklenen bir “işaret”tir. Üstte elbise dikmek, Efiakl’nin (1318 -1358) Ariflerin Menkıbeleri’nde anlattığı gibi, Mevlana döneminde de kısmeti bağlayan, uğursuzluklara yol açan bir davranış olarak bilinmektedir:

       “Mevlana’nın karısı Kira Hatun Mevlana’nın yırtılan feracesini Mevlana’nın üzerinde dikiyordu. Bir elbiseyi insanın üzerinde dikerken ağıza bir şey almak bilinen bir adettir. Mesela bir yaprak, bir saman çöpü veya bir kağıt parçası alınır.Böyle bir şeyi ağıza almadan dikmeyi çok uğursuz sayarlar. Kira Hatun’un hahrından ‘Acaba Mevlana da mübarek ağzına bir şey aldı mı?’ diye geçti. Mevlana hemen: ‘Bunun ehemmiyeti yok; sen adamakıllı dik. iste ben ağzıma ‘Kul hüv’allahü ahad’i aldım ve Allah’ı dişimle adamakıllı yakaladım’ buyurdu.”

       Birden vücudu ürpermek, terliğin ters dönmesi, köpek uluması gi­bi işaretleri yorumlamak, gece tırnak kesmemek, kesilen saç ve tırnakları herhangi bir yere atmamak, içine şeytan girmesin diye yumur­ta kabuğunu kırmadan bırakmamak, başlar tokuşunca kel olmak tü­ründen yapılacaklar ve yapılamayacaklar listesi, “inayet”ine başvuru­lan gücün niteliğine göre çaput bağlamak, mum yakmak, yatır ziya­retleri, Ay görününce “Ay gördüm Allah/Amentü billah” demek gibi ritüeller, kapıdan önce sağ ayağını atarak çıkmak, okunmak gibi ted­birler, bazıları din adamlarının mücadele ettiği, bazıları ancak insan­ların kişisel inanç dünyalarına göre din içi veya din dışı olarak yorum­lanabilecek kökeni ve nedeni bilinen ve bilinmeyen uygulamalar dün­yasını yaratmaktadır.

Tılsım nedir ve nereden gelir

       Anadolu folklorunda İslam peygamberinin, “Şu mezarlıkta kaç ki­şi yatıyorsa mutlaka yarısından çoğu nazardan ölmüştür,” diye bir hadisi rivayet edilmekte, nazarın “insanı mezara, hayvanı kazana” sokan gücünden korkulmaktadır. Nazara karşı özellikle tütsü yapılır­ken söylenen “elemtere fiş/ kem gözlere şiş/ üzerlik çatlasın/ nazar eden parlasın” “dua”sının da gösterdiği gibi, nazarla büyü iç içedir. Halk hekimliğinin birçok uygulamasının da büyüsel nitelik taşıdığı görülmektedir. Tek bir örnekle, zamanında Anadolu’nun yaygın has­talıklarından olan sıtmanın tedavisini aktaralım. Ocaklı bir hoca, sıt­malı hastanın karnının üstüne koyun dalağı veya karaciğerini koyar, hasta veya yakını hocaya sorar, “Ne kesiyorsun?” hoca, “Falancanın dalağını” deyince, “Öyle ise kes gitsin!” denir ve soru cevap üç defa tekrarlandıktan sonra hoca kara saplı bir bıçakla dalağı üç defa çizer. Dalak evde ocağın yanına asılır, koyunun dalağı kuruduğunda, hasta­nın da sırması iyileşecektir.

       Kötü güçlere ve kötü büyüye karşı korunmanın en etkin yolların­dan biri, boyuna, omuza, koltuk altına asılan, içinde üç köşe bükül­müş dua bulunan “muska”dır. Şirinlik muskası olabildiği gibi bazen de muskayı yutmak, suyunu içmek gerekir. Nazar boncuğu, okunma gibi gündelik hayata en fazla girmiş tedbir olan muska, Arapça “nüs­ha” sözcüğünden gelmektedir. Ancak nüshaya gerçekte hocaların ne yazdığı konusunda hikaye çoktur. Hocaların inancı ve yeteneğine göre muskaların içeriği sure ve dualardan, tılsım ve büyülere doğru genişler.

       Dilde yaşayan kalıplardan, kişisel uğur inançlarına ve maskor kav­ramına kadar birçok ögesiyle bu büyülü dünya bugün de dönüşüp ye­niden üretilerek günlük hayatın parçası olmaya devam etmektedir…