Kristal ile cam bardak arasında ne fark vardır?

Belki inanmak zor olabilir ama cam, tüm sert ve katı görüntüsüne rağmen gerçekte katı değil sıvıdır. Daha doğrusu ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katıdır. Cama çok yoğun, ağdalı veya dondurulmuş bir sıvı denilebilir. Sıvıya daha yakındır çünkü atomik yapısındaki düzen katilardaki kristalize düzen gibi değildir, daha çok sıvılardaki rastgele düzeni andırır. Bu nedenle tam bir katı olmayan camın yapısının da tuz ve şekerde olduğu gibi kristal bir yapı olması mümkün değildir. Kristal cam adı, yapısının kristal şeklinde olmasından değil de kristale benzemesinden gelir.

Kristal yapıda olmadığı halde kristal cam diye nitelendirilen bu tür camın, dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiş son derece basit bir madde olan normal camdan farkı sadece içine katılan kurşundur. Aslında cam, bilinmeye başlandığı tarihlerden on dokuzuncu yüzyılın sonlarına gelinceye kadar, her bakımdan insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmiş, Suriyelilerin cam üfleme tekniğini bulmaları dışında, o günden bu güne yapım tekniğinde ve kimyasal yapısında önemli değişiklikler olmamıştır.

Eldeki bilgilerle camdan ilk eşyaların yapılış tarihlerini ve yerlerini belirlemek mümkün değildir. Bulunabilen en eski eşyalar milattan önce 1600 yıllarındaki Mısır uygarlığından kalma, kötülüğe karşı bir tılsım olarak kullanılan boncuk, nazarlık gibi renkli küçük nesnelerdir. Bu zamanlarda cam altın kadar değerli bir maddeydi ve cam eşyayı yalnızca krallar ve soylular kullanabiliyordu. Daha sonra bu sanatı Mısırlılardan öğrenen Romalılar imparatorluklarını genişletirken camcılık sanatını da gittikleri her yere götürdüler, bir çok büyük camcılık merkezleri kurdular. Asırlar sonra Roma İmparatorluğu yıkılınca cam ustaları da değişik yerlere dağıldılar.

Camcılıkta hammaddeyi hazırlama ve eritme bakımından en önemli keşif ve gelişmeler ortaçağda, Venedik’te oldu. Venedik bu üstünlüğünü 500 yıl, yani on yedinci yüzyıla kadar korudu. Bu güzel kentte giderek büyüyen cam sanayisinin ürettiği camlar Avrupa’da öylesine değer kazandı ki, sonunda Venedikliler hem tekniklerini gizli tutmak hem de fırınların yol açtığı yangın tehlikesini azaltmak için tüm cam atölyelerini Venedik yakınlarındaki Murano Adası’na taşıdı. O yıllarda cam yapımcılarına soylulara tanınan bütün ayrıcalıklar tanınmış ama Murano Adası’ndan ayrılmaları da kesinlikle yasaklanmıştı.

Cam sırlarının dışarıya çıkmaması için camcı işçilerin adadan kaçmalarına karşı çok şiddetli cezalar uygulanıyordu. İtaat etmeyenler aileleri ile birlikte zindanlara atılıyor, kaçanların arkasından kiralık katiller çıkarılıyordu. Adadan kaçmak bir yana konuşurken camcılık sırlarını ağzından kaçıranların bile hayatları tehlikeye giriyordu. Ne var ki, bütün bu sıkı ve sert önlemlere rağmen Murano Adası’ndan kaçışlar önlenemedi, Venedik camının sırları dışarı sızdı ve Venedik’in en büyük rakibi Altare başta olmak üzere, Avrupa’ya yayıldı.

Bu arada İngiltere’de George Ravenscroft adında bir cam yapımcısı, uzun denemelerden sonra 1676’da camın hammaddesine kurşun oksit katarak hem bilinen tüm camlardan daha duru, hem de kesilmesi daha kolay, “kurşun camı” adı verilen ağır ve parlak bir camı üretmeyi başardı. Bu camın dış yüzü tıpkı elmas tıraşlar gibi çok sayıda küçük düz yüzey oluşacak şekilde kesilebiliyor, böylece üzerine ışık vurduğu zaman tıpkı doğal bir mineral kristali gibi ışıltılar saçabiliyordu. Günümüzde keserek veya tıraşlanarak bezenmiş çok değişik nitelikteki bütün cam eşyaya “kristal” denilse de, gerçek kristal cam eşya hala Ravenscroft’un geliştirdiği kurşun camından yapılandır.

Sonuç olarak kristal camın normal camdan farkı ona kurşun oksit eklenerek yapılmış olmasıdır. Zaten bu nedenle de kristal bardak normal cam bardaktan daha ağırdır. Kurşun oksit eklenmesiyle camın ışık emme ve geçirme özelliklerinde de şaşırtıcı değişiklikler olur. Kurşun oksit camın parlamasını ve düz cama nazaran ışığı daha iyi yansıtmasını, içinden geçen ışınların kırılarak gerçek kristallerde olduğu gibi sayısız gökkuşaklan oluşturmalarını sağlar. Bu özellik en çok kristal avizelerde kendini belli eder.

Bütün bunların yanında cama ilave edilen kurşun miktarı ona çok özel bir işlenme kolaylığı sağlar. Kristalin cama nazaran çok daha pahalı olmasının esas nedeni kesme ve parlatmayla ilgili tasarım ve işçilik giderleridir. Kristal de piyasada olan herhangi bir cam gibi kırılgandır ancak normal cama oranla darbeye daha dayanıklıdır. Yüksek kaliteli bir kristal cama tırnakla vurulduğunda bir çınlama sesi duyulur.

Camın kristal olarak değerlendirilme kriterleri ülkelere göre değişir. Avrupa Birliği kurallarına göre içinde yüzde 4’ten az kurşun olan cam, “cam”dır, yani cama kristal denilebilmesi için en az yüzde 4 kurşun içermesi gerekir. Kurşun oram yüzde 30’dan fazla olanı da “yüksek kurşunlu kristal” diye adlandırılır. ABD’de ise bir camın kristal olarak nitelendirilebilmesi için yüzde l’in üzerinde kurşun içermesi yeterlidir.