Kağıdın tarihçesi

       Taşa, kile, metale, deriye, yapraklara yazı yazıldıktan sonra antik­ çağda Ön Asya’da, Mısır’da yetişen papirüs bitkisinden yapılan kağıt­lar yaygınlaştı. Eski Yunanlar kağıda genellikle “khartes” (Latince charta) diyorlardı. Papirüs sözcüğü Batı dillerinde kağıdın (İngilizce “paper”, Almanca “Papier” vb.) kökeni olduğu gibi, “khartes” de Türkçe “harita”da olduğu gibi harita, oyun kağıdı vb.’nin aslıdır (İn­gilizce “chart”, Almanca “Karte”). Yunanca papirüs rulosu için kul­lanılan ve kitap anlamını kazanan “biblos” sözcüğü de gerçekte ağaç kabuğu anlamına gelmekteydi ve bugün Avrupa’da İncil’e ad olduğu gibi, birçok bileşik sözcükte karşımıza çıkar (bibliyografya gibi).

    Parşömenin sözcük olarak kökeni Bergama şehridir. İskenderiye ile Bergama şehirlerinin birbirlerinin kütüphanelerini kıskanması so­nucu Mısır’dan papirüs ihracı yasaklandı. Bergama kralı papirüs yeri­ne kullanılabilecek bir malzeme getirene ödül vaat etti ve keçi derisin­den yapılan parşömen Bergama’da kullanılır olduğundan (Pergamon sözcüğünden) bu adı aldı. Gerçekte deriden üretilen yazı malzemesi çok daha eskiden beri bilinmekteyse de, İÖ 2. yüzyılda yaşanan papi­rüs sıkıntısı parşömenin kullanımını yaygınlaştırmış ve rulo yerine kodeks tarzı kitaplar yaygınlaştıkça papirüsün yerini almıştır.

      Bitki kabuklarını kullanarak kağıt hamurundan kağıt yapımının Çin’de İS 105 yılında hükümdarın muhafız alayına mensup bir sanat­kar tarafından icat edildiği kabul edilmektedir. Asya’da 200-300 yı­lından itibaren Hintçe, Soğdca, Toharca yazılı kağıtlar bulunmakta­dır. Uygurlar da Mani dinini kabul ettikten sonra 8. yüzyıldan itiba­ren yazı yazmaya ve kağıt kullanmaya başlamışlardır. Kağıt üzerine yazılmış, bilinen en eski Türkçe metin İS 796 yılına aittir; dünyanın en eski birkaç kağıdından da biridir. İslam dünyasında bilinen en es­ki tarihli kağıt, 879 yılına ait üstünde Binbir Gece Masalları’ndan bir­kaç satır Arapça metin bulunan parça ile 1080 yılına ait Uygur harf­leri, Karahanlı Türkçesiyle yazılmış alım-satım senedidir (Şinasi Te­kin, Eski Türklerde Yazı, Kağıt, Kitap ve Kağıt Damgaları, Eren Yay., İstanbul, 1993).

       Kağıt yapma sanatı ve mesleğinin Çin’den Semerkant ve Kahire yo­luyla Avrupa’ya ulaşması 1000 yıl almış, Avrupa’da ilk kez 1144’te Valencia’daki küçük Arap kasabası Xativah, bugünkü San Felipe’de kaydedilmiştir. Kalıp ve filigran gibi önemli teknik gelişmeler bir yüzyıl sonra İtalya’da, büyük olasılıkla Aneona yakınındaki Fabriano’da baş­ladı. Bilinen en eski filigran (Fabriano işareti olan) bir F’dir. Kağıt bu­radan geniş alanlara yayılarak papirüs ve parşömen gibi eski yazı malzemesinin yerini aldı. İlk kağıt değirmenleri Auvergne’de Ambert’te (1326), Nürnberg’de (1390), Portekiz’de Leira’da (1411), İngiltere’de Hertford’da (14. yüzyıl ortaları), Konstantinopolis’te (1453), Harkov’da (1491) ve Moskova’da (1565) inşa edildi. Matbaanın ica­dıyla kağıt talebi fazlasıyla arttı.

 

Kâğıt Neden Yedi-Sekiz Kereden Fazla Katlanamaz?

     Standart kağıt boyları 1389’da, Emperyal, Royal, Orta ve Arşiv ola­rak Bologna’da belirlendi. Kitap sayfaları kağıtlar bir (folio), iki (quarto) ve üç kez (octavo) katlanarak elde ediliyordu. 1783’te Annonay’da ka­ğıt işi yapmakta olan Montgolfier kardeşler sıcak havayla uçan ba­lonlarını kağıttan yaptılar.

     Osmanlı Devleti’nin kurduğu kağıthaneler kağıt ihtiyacını uzun süre karşılamıştır. İstanbul kağıthanesi 1453-1808, Bursa 1486-1520 yıllarında hizmet verdi; 1746’da Yalova, 1803’te Beykoz ve 1846’da ilk özel fabrika İzmir kağıthanesi kuruldu. Ancak İzmir fabrikası Av­rupa rekabetine altı ay dayanabildi.

      Kağıthaneden gelen kağıtlar eğri büğrü olduğu, içinde hava kabar­cıkları bulunabildiği için önce terbiye edilmeleri gerekirdi. Mühreciler cam, deniz kabuğu vb. gereçlerle kağıtları ezip düzeltirler, aharcılar ci­la ile parlaklık verirlerdi. Mürekkep yalamak deyimi de buradan gelir. Osmanlı bürokrasisinde iki türlü kağıt kullanılırdı. Aharlı kağıdın res­mi belgelerde, tapu ve şeriye sicillerinde vb. kullanılması yasaktı. Çün­kü aharlanmamış kağıt mürekkebi emdiği için yapılacak silinti ve ka­zıntılar hemen belli olur. Aharlanmamış kağıt kullanımıyla bu belgeler üstünde oynama yapılması engellenmiş oluyordu. Gündelik kullanım­ da ve okullarda ise aharlanmış kağıt kullanılır, yanlışlar silinmek isten­diğinde parmağı tükürüklemek mürekkebi silmek için yeterdi.

   Renkli kağıtlara Elvan, Hindistan’ın Deviet-abad şehrinden gelen­lere Abadi denirdi. Çin’den gelenler de Hanbalık Abadi’si olarak bili­nir. Avrupalılarca taklit edildiğinde bu kağıtlara da Frenk Abadisi denmiştir. İtalya’nın Ligurya kıyısından getirilene A. Ligoma damga­sından Ali Kurna kağıdı denirdi. Battal ve Evsat Ali Kurna kağıtları yanında bir de kısaltılmışı Çifte Ali vardı. Başına vurulan soğuk dam­ga ile Eser-i Cedid diye adlandırılan kağıt son dönemde artan kitap yayınlarında kullanılmıştı. 1887’de Beykoz’da açılan Hamidiye kağıt­ hanesi 1915 yılında savaş sırasında tahrip edildi. 1934’te Sümer­ bank’a bağlı İzmit Selüloz Sanayi Müessesesi’nin temeli atılarak ilk kağıt 18 Nisan 1936 Cumartesi günü saat 14.30’da üretildi. 1955’te kağıt üretimi Sümerbank’tan ayrılarak SEKA kuruldu.