İnsanlar geçmişte niçin peruk takmıştır?

Saç dökülmesi gibi bir sorun olmadığı sürece bugün artık takma saç, yani peruk kullanılması pek rağbet görmüyor. Birkaç yüzyıl önce ise, özellikle Avrupa’da peruksuz insan görmek neredeyse mümkün değildi. O insanları görünüşü pek de güzel olmayan, birbirine benzeyen, pudralanmış perukları takmaya zorlayan nedeni anlayabilmek için peruğun ilginç öyküsüne bakmak gerekiyor.

Peruk Nereden Gelir?

Saça şekil verme ve süsleme deyince akla ilk olarak Çin ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkeleri geliyor ama peruk oralarda geleneksel tiyatro hariç hemen hemen hiç kullanılmamıştır. Peruk tarihte yoğun olarak ilk Mısırlılarda görülür. Mısırlılarda peruk saçsızlığı gizlemenin ve kazıtılmış başları kavurucu güneşten korumanın yanında sınıfsal konumu belirtmek amacıyla da kullanılıyordu. Her sınıf ayrı şekilde peruk taktığı gibi aynı sınıfta olanlar peruklarının birbirine benzememesine özen gösteriyor, sokakta başka, resmi törenlerde başka peruklar takıyorlardı.

Günümüzde müzelerde eski Mısırlılardan kalma peruklar hâlâ çok iyi şartlarda muhafaza ediliyor. Kimyasal analizler, insan saçlarından ve besin maddelerinin liflerinden yapılmış olduklarını gösteriyor. O devirdeki peruklar o kadar büyük ve ağır oluyormuş ki Kraliçe İsimheb taktığı peruk yüzünden yürümekte zorlanınca yanındakiler kollarına girmek zorunda kalırmış. Kahire Müzesi’nde olan bu peruk, tamamen insan saçından yapılmış olup saç tellerini bir arada tutabilmek için balmumu kullanılmış.

Eski Yunanlılar daha ziyade alınlarına taktıkları kâkül benzeri takma saçları tercih ederken Romalılarda sarı peruklar tercih ediliyordu. Kadınlar üstüne altın tozu serptikleri sarı peruklarını savaş esiri Germenlerden temin ediyorlardı. Peruğun Romalılar devrindeki yaygın kullanışı Hıristiyanlık ile birlikte azalmaya başladı.

Kilise karşıydı

Hristiyan kilisesi her zaman peruğun karşısında oldu, onu baskı ile ezmeye çalıştı. Birinci yüzyıldan itibaren peruğun, şeytanın gizlenmek için kullandığı bir kıyafet olduğunu, peruk takanların Hıristiyanlığın bereketinden faydalanamayacaklarını yaydı, kiliselere perukla gelmeyi yasakladı hatta daha sonraları peruklarını çıkarmayı reddedenleri aforoz etti. Neredeyse tam bin yıl Avrupa’da kimse rahat rahat peruk takamadı.

Peruğun tarihindeki en önemli kişi, 1558 yılında tahta çıkan İngiltere Kraliçesi I. Elisabeth’tir. Kraliçenin gittikçe azalan ince saçlarını gizlemek için kullandığı seksen ayrı çeşitten oluşan ama hepsi de kızıl olan büyük bir peruk koleksiyonu vardı. Zamanın tüm kadınları, güzellik sembolü olarak gördükleri kraliçeyi örnek alıyor, zambak beyazı çehresini bolca sürdükleri pudra ile kızıl saçlarını da taktıkları kırmızı peruklarla taklit ediyordu.

Erkekler arasında ne zaman yayıldı?

Peruğun erkekler arasında yayılmasının öncüsü 1600’lü yıllarda yaşamış Fransa Kralı XIII. Louis’dir. Genç yaşta saçları dökülen kralın başlattığı peruk modası önce kralın çevresindeki soylu ve zenginler, daha sonra da saraya hoş görünmek isteyen halk arasında öyle yayıldı ki, peruk üretimi ciddi bir iş dalı oldu. Bu yıllarda Fransız sarayında kırk kadrolu peruk yapıcısı vardı.

Fransa’da bu yıllarda bir papaz XIII. Louis mahkemesine takma uzun saçıyla çıktı ve bu durum kısa sürede tüm mahkemelerde benimsendi. Takip eden yıllarda İngiltere Kralı II. Charles tüm İngiltere’de yüksek sınıfların peruk takmasını zorunlu hale getirdi. Böylece özel hayatlarında peruk takan yargıçlar mahkemelere de perukla gelmeye başladılar.

Fransa tarafında devrim ile birlikte peruk önemini kaybetti, hatta asillerin nefret edilen bir sembolü olarak kaldı ama İngiltere’de kullanılmaya devam edildi. 1795 yılında saça ve peruklara püskürtülen pudra miktarı o kadar arttı ki İngiliz hükümeti pudra üzerine ağır vergiler koymak zorunda kaldı, böylece pudra ile birlikte peruk kullanımı da iyice azaldı. Günümüzde bazı hakimler, din adamları ve meclis üyeleri sembolik olarak hâlâ peruk takıyorlar. Galler ve Avustralya oylama yapıp peruğu mahkemelerinde kullanmayı kaldırdılar. İngiltere’nin de yakın bir gelecekte kaldırması bekleniyor.

Asil sınıftan olanlara mavi kanlı dendiğini biliyor musunuz? Peki neden mavi kanlı diyorlar?