İnsanlar cam bardakları nasıl yiyor?

0

Eğlence yerlerinde, sirklerde, televizyonlarda cam yeme gösterisi yapanlar bunu bir yetenek ve cesaret gösterisiymiş gibi veya insanüstü bir beceri sergiliyormuş gibi sunuyorlar. Çoğu çocukluklarından beri tonlarca bardak, ampul, şişe, v.b. türü cam yediklerinden bahsederken, kimi bu olağanüstü yeteneğini mide asidinin normal insanınkinden beş kat daha güçlü olmasına, kimi de midesini kaplayan tabakanın normalden iki kat daha kalın olmasına bağlar. Sanki yenilen şeylerle ilgili tek organ mideymiş gibi.

Aslında sindirim işleminin çok az bir kısmı midede gerçekleşir. Sindirim süreci daha yiyecek ağza alındığı anda başlar. Burada dişler tarafından yutulabilecek büyüklüğe gelene kadar parçalanırken daha fazla parçalanabilmeleri için enzimler salgılanır. Midenin asıl görevi yenilen yiyecekleri biriktirerek, hidroklorik asit ve diğer salgılarla karıştırıp, çalkalayıp, yumuşatmaktır. Mide asidi cam ve plastiği etkilemez.

Asıl sindirim, yani gıdaların hücre duvarlarından emilip kana karışması ince bağırsakta gerçekleşir. Sindirilemeyen kısımlar kalın bağırsağa geçer, burada kalan sular da emilir ve geriye kalan kısım dışkı olarak dışarı atılır. Neticede mide asidinin çok, kalınlığının fazla olması camın tehlikesizce yenilebileceği anlamına gelmez. Zaten insan her şeyi yiyebilir, sindirebildiğini sindirir, diğerlerini dışarı atar, yeter ki bedenine fiziki bir zarar vermesin ve zehirli olmasın.

İnsanlar binlerce yıldır camı biliyor ve üretiyor. Yakın zamanlara kadar da camın zehirli olduğuna, toz haline getirilip düşmana yedirildiğinde, görünmez, sessiz ve etkili bir cinayet silahı olabileceğine, insanları acı çekerek öldürürken arkada hiç bir delil bırakmadığına inanılıyordu. İlk olarak 1692 yılında İngiliz yazar ve fizikçi Thomas Browne insanların hastalıklar hakkında yanlış bildikleri konuları işleyen kitabında, camın zehirli olduğu inancının da doğru olmadığını, tereyağı ve pasta içine katılmış toz halindeki camlan köpeklere yedirerek yaptığı deneyler sonucunda gözle görülebilir hiç bir sorunla karşılaşmadığını anlatır.

Camın ana elemanının, kumdaki gibi silika olduğu, çocukların avuç dolusu kumu ağızlarına attıkları ve hiç bir rahatsızlık belirtisi göstermedikleri göz önüne alınırsa, Browne’nin vardığı sonuç sürpriz sayılmaz. Tabii bu sonuç cam yemenin tamamen zararsız olduğu anlamına da gelmez, hatta yeteri kadar ufalanıp öğütülmezse sindirim sistemi elemanlarının yumuşak iç yüzeylerine sürtündükçe yırtıklara ve kanamalara yol açıp öldürücü bile olabilir.

Görüldüğü gibi, cam şişeleri kırıp parçalarını yemek bir kahramanlık gösterisi değildir. Önemli olan ağızda toz haline gelene kadar iyice çiğnemek, bu arada diş aşınmasına ve diş eti kanamasına karşı tedbirler (dişe başlık takmak, yapay damak kullanmak gibi) almaktır. İyice öğütülmüş camın sindirim sistemi için hayati bir tehlikesi olamaz, sindirilemeden çıkar gider. Zaten gösterilerde çiğnenen camlar genellikle yutulmaz, ağızda tutulur. Cinayetlerde de artık zehirli olmadıkları anlaşılan şişe kırıkları değil kırık şişeler kullanılıyor.