İnsan kendinden tutuşup alev alır mı?

En tuhaf, en gizemli olaylardan biri de insan vücudunun dışarıdan belirli ve tanımlanabilir bir tutuşturma kaynağı veya tetikleyici bir şey olmaksızın, adeta içten gelen bir ateşle aniden yanmasıdır. “Spontaneous Human Combustion”, kısaca “SHC” denilen, insanın bu kendiliğinden yanma olayı deride küçük yanıklar ve kabarcıklarla sonuçlanabildiği gibi tüm vücut yanıp kül olabilir. Bu olay üzerinde çok fazla tartışma vardır ama tabiatını açıklayabilen, ispat edilmiş bir izah şekli yoktur. İşin en anlaşılmaz tarafı insanın yanıp kemiklerinin kül haline geldiği bir ortamda, etrafta bulunan eşyaların hatta kurbanın üzerindeki elbiselerin zarar görmemesidir.

Ani insan tutuşmasına ilk olarak İncil’in yazılışı sırasında rastlanıldığı rivayet edilir. İlk güvenilir delil ise Fransız Jonas Dupont’un 1673 yılında yazdığı kitaptır. Dupont kitabında çok içki içen Parisli Nicole Millel isimli bir kadının uykudayken kül ve duman haline dönüşmesini anlatır. Yatakta geriye sadece kafatası ve parmak kemikleri kalmıştı ama üzerinde uyuduğu yatak ve yorgan yangından etkilenmemişti. Kadının kocası cinayetle suçlanmış, mahkeme olayı “kendiliğinden tutuşma” şeklinde kabul ederek adamı beraat ettirmiş, Dupont da bu ilginç olayı kitaplaştırmıştı. O tarihten sonra yüzlerce benzeri vaka rapor edildi.

Bütün kendiliğinden tutuşma vakaları içinde en tipik örnek Floridalı, 67 yaşındaki dul Mary Hardy Reeser’in başına gelenlerdir. Kadıncağız 1 Temmuz 195l’dekoltuğunda otururken aniden alev alır. Ertesi sabah gelenler 80 kiloluk Bayan Reeser yerine 1,5 metre çapında kararmış bir daire içinde, sırt kemiklerinden bir kısım, büzüşüp futbol topu kadar küçülmüş gövdesi ile terlik içinde bir ayak ve 4,5 kilo civarında kül bulurlar. Polis raporuna, kadının suni ipekli kumaştan geceliğinin, muhtemelen düşen bir sigaradan alev aldığı yazılır ama bu arada bir tıp gözlemcisi, vücudun bu derece tahrip olabilmesi için en az 1000 derece sıcaklığın gerektiğine, bu ısının ise çevredeki her şeyi tahrip edeceğine, oysa tavan ve duvarların isle kaplanmasının dışında etrafta ciddi bir hasar olmadığına dikkat çeker.

Sayısı az da olsa, ölümle bitmeyen olaylarda kurban kendine ne olduğunu açıklayamamakta, oluşan yanıklar sonra genişleyerek acı verici yaralara dönüşmektedir. Kurbanların yüzde 80’inin kadın, çoğunluğunun aşırı kilolu, alkolik ve uzun zamandır yalnız yaşayan kişiler olmaları dikkat çekiyor. Olaylar ev içinde olmuş, şahitler imdat isteyen haykırışlar veya acı çığlığı duymadıklarını, vücuttan çıkan esrarengiz bir duman dışında hiç alev görmediklerini söylemişlerdir. Yanıklar tüm vücutta eşit değildir, genellikle gövde yanarken kafa, el ve ayaklar yanmamakta, yangın etrafa sıçramamakta sadece tavan ve duvarlar yağlı kurum ve isle kaplanmaktadır.

Ani insan tutuşması ile ilgili birçok teori vardır. Olayların ortaya çıktığı ilk zamanlarda bu tür yanmalar insanlara Tanrı tarafından verilen bir ceza olarak görülüyordu. Sonra yanlış beslenme teorisi öne çıktı. Buna göre yiyeceklerin bozuşması ile oluşan yanıcı metan gazı bağırsaklarda birikiyor ve enzimler tarafından tutuşturuluyordu. Olayı ruhani sebeplerle açıklayan bir teoriye göre tutuşma, iç enerji alanlarındaki nedeni bilinmeyen bir artış esnasında ruhun kontrolsüz yükselmesinden kaynaklanıyordu. Bu, 9 voltluk bir devreye 220 voltluk şebeke ceryanı vermek gibiydi. Fizikçiler olayın atomaltı parçacıklarının işi olduğunu, hücrelerde mini patlamalara sebep olduklarını ileri sürerken, fosforu sorumlu tutanlar da vardı. Buna göre, canlı varlıklar fazla enerjilerini fosfor bağlan şeklinde depoluyor, bazı durumlarda uygun olmayan şekilde üretilmiş polifosfor bileşikleri reaksiyona girerek hücreleri tutuşturuyordu.

Birçok kurbanın alkolik olması, insanlarda alkolün vücudu tutuşturabileceği inancını yarattı ama on dokuzuncu yüzyılda yapılan deneylerde alkole bulanan vücudun, kendiliğinden yanma olaylarında görülen yüksek sıcaklığa ve şiddetli yanmaya sebep olamayacağı tespit edildi. Sonuç olarak kandaki alkol yanmaya sebep olmuyordu, etki de etmiyordu, olsa olsa kurbanın reflekslerini azaltıyor, dikkatini dağıtıyordu.

Statik elektrik teorisine göre ise insan vücudundaki statik elektrik seviyesinin yükselmesi ve tehlikeli smıra ulaşması sonucu kıvılcım çıkartarak vücudu, giysileri ve etraftaki tozları tutuşturabilirdi. 2005 yılında bir ofis çalışanının tüm gün halıların üzerinde dolaşıp statik elektrik yüklendikten sonra tutuşup ofisi de yakması bu konuda rapor edilen en tipik olaydır. Bu teori bazı ani yanma olaylarını izah ediyorsa da tutuşmanın dışardan değil de vücudun kendisinden olması ve etrafın yanmaması bu teoriyi de zayıflatıyor.

Bir başka akla yakın gelen izah da, “fitil etkisi” tabir edilen şekilde insanın kendi yağı ile kandil gibi yanmasıdır. Burada kurbanın giysileri, erimiş vücut yağlarını emip lamba fitili görevini görür. Bu teoride araştırmacıların senaryoları çok az farklarla şöyledir. Önce kurban kalp krizi veya benzeri başka sebeplerden aniden ölür veya aşın içkiden şuurunu ve hareket kabiliyetini kaybeder. Sigara veya başka bir ateş kaynağı kurbanın elbiselerini tutuşturur, varsa yere dökülen içkiler tutuşmayı hızlandınr. Isıdan dolayı vücudun yağlan erir, elbisenin kumaşı tarafından emilerek fitil gibi yanmayı devam ettirir. Bu şekilde yanma sürekli olur, kurbanın vücudu meşale gibi yanarken çevre zarar görmez.

Bu “fitil etkisi” teorisini ispatlamak için 1998 yılının Ağustos ayında, BBC televizyonundaki bir şov programında bir deney yapılır. Ölü bir domuz (vücut yağ oranı insana yakındır) battaniyeye sarılarak üzerine az miktarda benzin damlatılır, benzin tutuşturularak kendi kendine yanmaya bırakılır. Yanma domuzun derisine geçtiğinde, vücudun yağları erimeye başlar ve erimiş yağlar battaniyeye akar. Yedi saat sonra yanma dışarıdan müdahale edilerek söndürüldüğünde domuzun vücudunun küle dönüştüğü ancak çevredeki eşyaların zarar görmediği görülür. Vücuttaki yağ yakıt görevi görmüş ve yanmanın uzun sürmesini sağlamıştır.

Ani insan tutuşması hakkında hâlâ bilimsel olarak ispatlanmış bir görüş yoktur. Fotoğraflarla, filmlerle, şahitlerle insanların durduk yerde bir meşale gibi yandıkları kesinlikle tespit edilmiştir ama kemiklerin tamamen yanmasının nedeni hâlâ sırdır. İnsan ölülerinin yakıldığı krematoryumlarda sıcaklık 700-1000 derecelere ulaştığı halde kemikler böyle tahrip olmamaktadır.