Hastalara niçin serum takılıyor?

Kazalarda, hastalıklarda, zehirlenmelerde, hayvan ısırmalarında özetle hemen hemen her çeşit tıbbi vakada hastaneye kaldırılan kişilerin koluna önce bir serum şişesi bağlanır. Peki, nedir bu serum denilen şey? İçinde ne vardır? Mucizevi bir sıvı mıdır ki her türlü hastalığın tedavisinde kullanılır?

İnsanlarda “tüm hastalara ayırt edilmeksizin aynı şey veriliyor” kanısını uyandıran şey serum şişelerinin birbirine benzemesi olabilir ancak içindekiler kesinlikle farklıdır. Genel maksatlı olup yaygın şekilde kullanılanlar olduğu gibi, belli amaçlar için hazırlanmış özel bileşimli olanları da vardır.

“Serum” kelimesi pıhtılaşma sonucu kandan ayrılan sıvı kısım için de, bileşimi belli tuzlu bir eriyik için de, mikroba karşı aşılanmış bir hayvanın kanından elde edilmiş madde için de (hatta yoğurt suyu için bile) kullanılır. Genel olarak serum bir hastalıktan korunmak ya da bir hastalığı iyileştirmek amacıyla kanın bir bölümünün kullanılması olarak tanımlanabilir. Normal pıhtılaşmamış kanın al ve akyuvarlarını da kapsayan sıvı kısmına “plazma” denilir. Yani serum ile plazma arasındaki farkı yaratan pıhtılaşmadır.

Yirmi kadar serum çeşidi vardır. Bunların kimi zehirlere, kimi virüslere etki yapar, kimi doğrudan mikroplan etkilerken kimileri de bağışıklık sağlar. Mikroplara karşı olan serumların yerini zamanla antibiyotikler almıştır ama zehirlere karşı olanlar hâlâ aynı önemle kullanılmaktadır. Bunlar insan ve hayvan kökenli olabilir. Hastanelerde en çok rastlanılanı ise “suni serum” adı verilendir.

Çeşitli hastalıklarda kullanılan ve bileşimi kan serumuna benzeyen tuz eriyiklerine “suni serum” denilir. Bu madde hastaya verilmesi gereken ilaçların sulandınlarak damardan verilmelerine de yardımcı olur. Suni serum genellikle kanamalarda, su kayıplarında ve zehirlenmelerde iyi sonuç verir. Bazı hallerde organizmanın daha kolay kabul ettiği glikozlu bileşikler de kullanılır.

Bulaşıcı hastalıklara karşı kullanılan serumlardan, bu hastalıklara karşı aşılanmış hayvanlardan elde edilenlere “hayvansal serum” denilir. Bu serumların yapımında en çok at kullanılmakla birlikte bütün büyük ve küçükbaş hayvanlardan da yararlanılabilir. En çok atların kullanılmasının nedeni atların bağışıklık sisteminin diğer hayvanlara nazaran daha iyi olması, en yüksek randımanın onlardan alınmasıdır. Başlıca hayvansal serumlar difteri, kuşpalazı, tetanos, dizanteri ve akrep serumlarıdır. Hangi mikroba karşı serum üretilecekse o mikroptan belli bir dozaj ata enjekte edilerek önce bu mikroba karşı bağışıklık kazandırılır, sonra atın kanı alınarak serum kısmı ayrılır ve şişeler içinde saklanır.

“İnsansal serum” denilen insan kökenli serumlar, çocuk felci, kızamık, lekeli humma gibi hastalıklara karşı aşılanmış kimselerden, hayvansal serumlara benzer şekilde elde edilir. İnsansal serumlarla yapılan koruma, hayvansal serumlarla sağlanan korumaya göre daha uzun süreli olur. Aşılar da zayıflatılmış mikrop enjekte edilerek bağışıklık kazandırdıklarına göre akla “aşı ile serum arasındaki fark nedir, aşı varken seruma ne ihtiyaç vardır” şeklinde bir soru gelebilir.

Serum, aşı gibi hastalığı önleyici değil giderici bir özellik taşır, hastaya pasif bir bağışıklık verir. Aşı, sağlıklı insana yapılır, serum ileri derecede hasta olan kişiye verilir. Aşı, hastalıklardan korunmak için yapılır, serum tedavi amaçlı kullanılır. Aşı ile vücuda zayıflatılmış mikrop verilirken, serum ile hastalığın antikorları, yani mikroplarla savaşanlar verilir. Aşı ile vücuda zehir verilip, vücut bu zehirle tanıştırılıp bağışıklık kazandırılırken, serumla zehrin panzehiri verilerek tedavi sağlanır. Aşıda panzehiri vücut kendisi ürettiğinden aktif, serumda ise dışarıda üretilmiş bir panzehir kullanıldığından pasif bir bağışıklık söz konusudur.