Damat eve girerken niçin gelini kucağına alır?

Damadın gelini, yeni evlerine girerken kucağında taşıması, evlenme ile ilgili geleneklerin en romantik olanıdır ama yeni evlilerin çoğu bu çok eski geleneği niçin uyguladıklarını bilmez.

Tarihte geriye gidilip kökenlerine indikçe bu romantik âdetin gerisinde antik çağlardan, kötü ruhlardan gelen batıl inanışların olduğu görülüyor.

Aslında geleneğin daha da eski tarihlere, insanlığın ilk çağlarına kadar uzandığı da söylenebilir. Tabii o zamanki uygulama biraz farklı şekildeydi. İlk çağ erkeği gözüne kestirip, kendisine eş seçtiği kızı, büyük bir sevgiyle saçlarından kavrayıp yerde sürükleyerek mağarasına kadar getiriyor, mağara girişinde sırtlayıp içeri atıyordu. Şüphesiz bu çizgi roman ve filmlerin yarattığı bir fantezi, gerçekte ise bilinen en eski uygulamalar Yunan mitolojisiyle başlıyor.

Yunan mitolojisinde özellikle yer altında yaşayan kötü ruhların, gelin kendi evinden yeni evine giderken peşine takıldıklarına, içeri girerken eşikte bekleyerek onunla beraber içeri girmeye çalıştıklarına inanılıyordu. Bu nedenle genç nedimeler evlenme merasiminde gelinin geçeceği yollara taç yaprakları saçıyordu. Evin eşiğinde damat gelini kucağına alıp kapıdan geçirince kötü ruhlar artık bir şey yapamıyor, içeri girdikten sonra onu evin sakini kabul ettiklerinden damat gelini her seferinde kucağında taşımak zorunda kalmıyordu.

Daha sonraki yıllarda gelinin yürüyeceği yere halı serilmesi, çiçek ve yapraklarla döşenmesi, gelin ile toprak arasında koruyucu bir tabaka oluşturulması, gelini kendi evinden yeni evine getirirken ayağını yere değdirmemek için bir tahtırevanda veya at üstünde bir heyet eşliğinde getirilmesi hep bu yer altındaki kötü ruhlarla ilgili inanışların uzantısıdır.

Romalılarda gelinin yeni evine girerken sendelemesi, ayağının kayması kötü şansa ve evliliğinin iyi gitmeyeceğine işaretti. Evin girişinde beklediğine inanılan kötü ruhlar, geçerken iteleyip yere düşürmesinler diye, damat gelini kucağına alıyor, ayrıca ailenin bir ferdi olabilmesi için içerdeki ocak ateşinin, yani evin kalbinin etrafında döndürüyordu.

Slav topluluklarının inanışlarında gelin ve damat eve girerken sol ayakları ile girmemeliydiler. Önce sol ayak girerse kötü ruhlar, sağ ayak girerse iyi ruhlar da onunla birlikte içeri giriyordu. Yeni gelinler biraz heyecanlı olduklarından ayaklarını şaşırabiliyordu. Evliliğin geleceğini garantiye almak için damat sorumluluğu üzerine alıyor, gelini kucağına alıp, kendi sağ ayağına da dikkat ederek içeri giriyordu.

Ortaçağda toplum kibarlaştıkça, kızların evlenmeye ve yeni evine gitmeye hevesli görünmeleri, evin kapısından içeri heyecanla koşarak girmeleri hoş karşılanmamaya başlandı. Zamanın ahlak anlayışına göre gelinin isteksiz ve tereddütlüymüş gibi davranması gerekiyordu. Damat da eve girerken onu kucağına alıp, sanki zorluyormuş görüntüsü vererek bir bakıma gelini bu sıkıntılı durumdan kurtarıyordu.

Günümüzde evlenen çiftler çoğunlukla balayına çıkıyor. Damat gelini evlerine değil otel odasına kucağında sokuyor. Aslında geleneğin kökenini anlatan hikâyeler gelinler için pek de iyi şeyler söylemiyor. Eşikte ayağı kaymalar, sağını solunu bilmemeler, evlenme isteğini gizlemeler, kendi evinden getirilen kötü ruhlar v.b… Kadın-erkek eşitliğine inananların kendilerini eşlerine taşıttırmamaları gerektiği de ayrı konu. Ama her şeye rağmen kucakta taşınmak, atalarımızın yaptığı gibi saçından sürüklenmekten iyi olmalı ki hâlâ revaçta.