Cenazede çalınan marş nereden çıkmıştır?

Marş formundaki müzikler ritimleriyle ve sözleriyle topluma heyecan verir, milli hisleri coşturur, milli bayram ve kutlama günlerindeki merasim geçişlerinde canlı bir ritim unsuru olarak toplu yürüyüşün düzgün ve etkili olmasını sağlarlar. Marş türü müzikler içinde tek bir istisna vardır. Ağırbaşlı, vakarlı, yavaş yürüyüş temposu ve ölümü çağrıştıran kasvetli ve heybetli müziği ile “Cenaze Marşı” veya diğer adı ile “Ölüm Marşı.”

1800’lü yılların romantik anlayışının müzik eserleri üzerine etkisi edebiyat ve felsefedeki gibi önemli oldu. Dış görünüşten çok iç dünyanın önemi öne çıktı. Doğa, ölüm, sonsuzluk ve metafizik gibi konular müzik eserlerinin temalarına girdi, hatta ölüm düşüncesi bazı müzisyenlerde saplantı haline geldi.

Neredeyse her klasik romantik dönem bestecisinin bir cenaze marşı vardır. Yirmiyi aşkın eserin kimi bağımsız eser, kimi de bir senfoninin, bir operanın veya bir başka eserin içinden bir bölümdür. Beethoven, Schumann, Handel, Wagner, Mendelsshon, Mahler, Puccini, Grieg gibi büyük bestecilerin hepsi birer cenaze marşı bestelemiştir. Mozart’ın Requiem’i de bu kategoride sayılabilir ama bunlardan en çok bilineni hiç kuşku yok ki Chopin’in bestelediği cenaze marşıdır.

cenazede_mars

Chopin’in 1837 yılında bestelediği “Cenaze Marşı” (Marche Funebre), Op.35, No.2 piyano sonatının 3. bölümüdür. Öbür dünyadan çalmıyormuş gibi ruhani bir hava taşıyan, insanda iç sıkıntısı yaratan, tüm ülke liderlerinin cenazelerinde de çalınan ve dünyanın en çok bilinen tek uluslararası marşı olan bu marş çoğunlukla cenaze alaylarında bandolar tarafından çalınır.

Frederic Francois Chopin 1810’da Polonya’da doğmuş, 1849’da Paris’te ölmüştür. Romantik dönemin önde gelen bu piyanist ve bestecisi günümüzde bile büyüsünden hiçbir şey kaybetmeyen, kendine özgü bir tarz yaratmıştır. 1837-1847 yılları arasında Fransız yazar (erkek kıyafeti ile dolaşmasıyla da ünlü) Geoege Sand ile hayli inişli çıkışlı bir ilişki yaşamıştır.

Chopin’in Cenaze Marşı’nda bir dini ayin havası da vardır. Uzaktan duyulduğunda bile ölüm ve yas hissi insanı sararak ürpertir. Melodinin devamlı tekrar eden karakteri, ölüm ve hiçlik duygulan insan bilincinin derinliklerine işler. Chopin evinde de sürekli bu eserini çalar, gerek evinde gerekse konserlerinde çaldığı bu parçayı bitirir bitirmez, ne kadar alkışlanırsa alkışlansın, piyanonun kapağını kapar ve orayı terk ederdi. Bu, eserin üzerinde yarattığı ruhsal çöküntünün bir sonucu muydu, yoksa eser üzerinde konuşmaktan mı kaçıyordu bilinmez!

Toplumbilimciler Chopin’in bu marşı ölüm üzerine değil Rus işgali altında olan, çok sevdiği ülkesi Polonya’nın kötü kaderi üzerine yazdığını söyler. Ünlü bestecinin bu eserini sanılanın aksine kendi ölümü için yazmadığı kesindir. Paris’teki cenaze töreninde vasiyeti üzerine Mozart’ın Requiem’i çalınmıştır.

Vasiyetinin bir başka yerinde de öldükten sonra bitmemiş eserlerinin hepsinin yakılarak imha edilmesini istiyordu. Bu isteğinin yerine getirilmemesi sayesinde günümüzde bitmemiş çalışmaları bile hayranlıkla dinleniyor. Yine vasiyeti doğrultusunda öldükten sonra kalbi çıkartılarak Polonya’ya gönderildi. İkinci Dünya Savaşı ’nda kalbin bulunduğu müze bombalanınca isteği tam anlamıyla gerçekleşmiş ve kalbi ülkesinin toprağına kanşmış oldu.