Balıklar dipte tonlarca suyun altında nasıl ezilmiyor?

derinde yaşayan balıklar
1

1960 yılında Yüzbaşı Don Walsh ve İsveçli okyanus mühendisi Jacques Piccard, ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait Trieste batiskafı (bir çeşit özel denizaltı) ile denizlerin en derin yeri olarak kabul edilen 11.304 metrelik Mariana çukuruna inmeyi başardılar. Yüzeyden dibe gitmesi dört saat süren, iki metre çapındaki bu çelik küre içindeki sıkıcı yolculuklarının sonuna geldiklerinde, dibe değmeden az önce minik lumbuzdan baktıklarında batiskafın ışığında, 30 santimetre boyunda yassı bir balık gördüler.

Balık yeryüzüne oranla bin kat daha fazla basıncın olduğu bu karanlık ve soğuk suda salına salına dolaşıyordu. İnsanların uzay aracından bile daha kalın ve korumalı bir araçla, dört saatte zar zor inebildikleri bu derinlikte narin yapılı balıkçık nasıl yaşayabiliyordu acaba?

İnsana, dünya yüzeyinde artık keşfedilmedik çok az yer kalmıştır gibi geliyor ama gerçekte derin sular hâlâ neredeyse tamamıyla hiç bilinmiyor. Okyanuslar yeryüzünün yüzde 70’ini kaplar ama tabanlarından çok az örnek alınabilmiştir. Ayın yüzeyi hakkında bile daha fazla bilgi sahibi olduğumuz söylenebilir. Ayın yüzeyinde yürümeyi yıllar önce başardık ama okyanusların dibinde hiç bir zaman yürüyemeyeceğiz gibi görünüyor.

Okyanuslarda binlerce metre derinliklerde yaşayan canlılar hayatı kendilerine kolaylaştıracak şekilde uyum sağlamışlardır. Işığın ve mevsimlerin olmadığı karanlık ve soğuk ortamda birbirinden uzak ve az sayıda yaşarlar. Birçok bakımdan sığ sularda yaşayan kuzenleri gibi davranmazlar. Diğer canlılardan o kadar uzak ve uzun zaman ayrı kalmışlardır ki uyumlarında dış etkenlerin tesiri neredeyse olmamıştır. Acayip renkleri, vücut şekilleri ve davranışları ile bize anormal görünürler ancak bu kadar anormal şartlar altında yaşamı sürdürebilmek için de biraz anormal olmak gerekir.

Binlerce metre derinde ışığın hemen hemen hiç olmamasından dolayı canlıların yiyecek ve eş bulmaları, düşmanlarından uzak durmaları zordur. Bu şartlara uyum sağlamak için bazılarının büyük gözleri vardır, retinaları sadece konilerden oluştuğu için göze daha fazla bilgi girebilir. Bazılarının dokunma duyuları çok gelişmiş, gözlerinin yerini almıştır. Birçoğu çift cinsiyetli olup bu karanlıkta eş arama derdinden kurtulmuşlardır. Bazılarının da koku alma duyuları çok güçlüdür. Derin suda yaşayan birçok canlı biyo-ışık kabiliyetine sahiptir, yani kimyasal reaksiyon yoluyla vücutlarının içinde kendi ışıklarını yaratabilirler. Hem kendi yollarını aydınlatır, hem düşmanı yanıltır, hem de diğer cinsi cezbederler.

Mariana_çukuru_nerede

Çok derinlerde fotosentez yapmaya yetecek ışık olmadığından yaşam için gerekli oksijen de azdır. Bu şartlarda yaşayabilmek için buralarda yaşayanların metabolizmaları da yavaşlamış olup oksijene daha az ihtiyaç duyarlar. Küçük vücutlarını, yumuşak, gevşek kaslarını ve iskeletlerini beslemek için çok fazla gıdaya ihtiyaçları yoktur, haftalarca bir şey yemeden durabilirler.

Yiyecek bulmak için orada burada dolaşmak yerine hareketsiz kalıp, enerji sarf etmeden avın ve yiyeceğin ayaklarına gelmesini beklerler. Bazıları çok geniş ağızları ve genişleyen mideleri ile kendilerinden büyük balıkları yiyebilir, sonra uzun süreli istirahata çekilebilir. Bir kısmı daha yukarılara çıkıp beslenirken bazıları da denizin üst seviyelerinden düşen organik maddelerden faydalanır.

Yeryüzünde biz, atmosfer denilen hava kütlesinin üzerimize yaptığı basıncın farkına varmadan yaşarız. Bedenimizin her bir santimetrekaresine, yani parmağımızın ucu kadar olan bir alana binen bir kilogramlık basınç bizi hiç rahatsız etmez. Ancak deniz hava gibi değildir, daha yoğun ve ağırdır. Suyun altına inildikçe basınç her 10 metrede bir atmosfer daha (1 kg/cm2) artar. 11 000 metrelik Mariana çukurunda bir santimetrekareye binen basınç 1100 kilogram gibi, bir tondan fazla muazzam bir basınçtır.

Böylesi bir basıncın altında yaşayabilmek için balıkların vücutlarında bazı değişiklikler olmuştur. Balıklar sudaki dengelerini ve derinliklerini hava keseleri ile ayarlar, yükselmek için bu keseleri şişirir veya kesedeki gazı kana verip, keseyi boşaltıp dalarlar. Bu torbaların içindeki gazın basıncı dışarısı ile aynı olduğundan normal derinliklerdeki basınçlarda ezilmezler, ancak dipte yakalanıp süratle yüzeye getirildiklerinde dış basınç ani olarak azaldığından iç basıncın etkisiyle şişen hava kesesi patlayıp balığın ağzından dışarı çıkabilir.

Basınçtan zarar görme ve ezilme ancak basınç farkıyla olur, yani balığın içindeki basınç dışındaki ile eşit olduğu sürece sorun yoktur. Aşırı derinliklerde, yoğun su tabakası içinde balıklar zaten hafif olduklarından gerek duymadıkları hava keseleri ve tüm hava boşlukları azalmış veya tamamen yok olmuş, bir kısmında da hava yerine yağla doldurulmuşlardır. Yağlar sıkıştırılamaz olduklarından dış basıncın artması balığın sıkışarak ezilmesine yol açmaz, balığın dış görüntüsü deforme olmaz.